Ara

Dünyanın en saf ve güçlü antibiyotiği Gümüş

Yazar: Bahattin Sarıkaya ~ Tohum Toprak Su

D
ünyanın en saf ve güçlü antibiyotiği: Gümüş!Eğer mikroplarla savaşan etkili ve geniş spektrumlu, enfeksiyonun süresini kısaltan bir madde bulsaydınız bunun tüm zamanların en önemli buluşu olduğunu düşünmez miydiniz? Böyle bir madde gerçekten mevcut. Bu en saf elementlerden biri de gümüşten elde ediliyor. Gümüş binlerce yıl antimikrobiyal olarak kullanılmış.

 

Gümüş tuzları kuşaklar boyu mucize iyileştirici olarak kabul edilmiş ta ki ilaç şirketleri onları unutturana kadar. Bunların yerini laboratuarda üretilmiş yapay antibiyotikler aldı. Önceleri onlar da mucize olarak kabul edildiler. Ancak o zamanlar daha antibiyotiğe dirençli organizmalar yoktu. Günümüzde bu sorun büyük bir tehdit oluşturuyor. O nedenle de gümüşe dönüş başladı ve gümüşün antibakteriyel ve antimikrobiyal özellikleri olduğuna kuşku yok.  

Bu gerçek mucizevi madde sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum gibi çok önemli elektrolitler ve 70 diğer mikro mineral içeriyor. Elektrolitler hücrelerin içi ve dışındaki sıvı dengesini ve vücuttaki asit-baz dengesini korurlar bu da hücre sağlığı için çok gereklidir.

Ç
oğu antibiyotik ancak yarım düzine mikrobu öldürürken toksik olmayan gümüşün yüzlercesini öldürebildiği belirtiliyor. En önemlisi de reçete edilen antibiyotiklere olduğu gibi mikroplar doğal antibiyotik etki yapan gümüşe direnç geliştiremiyor. Gümüş çok çeşitli bakterileri 3 yolla öldürüyor:

  1. Gümüş bakterilerin hücre duvarlarını zayıflatarak parçalanmalarına neden oluyor.
  2. Gümüş bakterilerin metabolizmasına müdahale ederek onları aç bırakıyor.
  3. Gümüş bakterilerin hücre bölünmesini bozarak çoğalmalarına engel oluyor.
Herhangi bir bakterinin gümüşe direnç geliştirmesi söz konusu değil ve reçeteli antibiyotiklerden farklı olarak yetişkinler için de çocuklar için de güvenle kullanılabilir.
 

Ana akım tıp herkesin, ilaçlar ve ameliyatlar demek olan "modern" tıptan önce her şey çok kötüydü görüşüne inanmasını istiyor. Oysa penisilin bulunmadan önce gümüş pek çok enfeksiyon için etkili olarak kullanılıyordu. Ancak bu maddenin kullanımı hafızalardan silinmek istendi çünkü doğal bir madde olduğu içi patentlenemeyecek, tekelleştirilemeyecek ve reçeteyle satılamayacaktı. İlaç şirketleri FDA nezdinde de lobi yaparak gümüşün tıbbi amaçlarla kullanılmasının yasaklanmasını istediler. Ancak FDA bile partiküler gümüş ve gümüş tuzlarını yasaklayacak zemin bulamadı. İlaç şirketleri de başka bir yola baş vurdu ve FDA'nın gümüşün yararları konusunda bilgilere ulaşılmasının sınırlandırmasını istediler. Sonunda tezgah üstü satışına engel olmayı başardılar. Bu şaka gibi çünkü gümüş grip, ateş, herpes, hepatit, bronşit, zatüre ve mantar enfeksiyonlarında yaygın olarak kullanılmaktaydı. Gümüş, gözler, kulaklar, boğaz, diş, burun, yanıklar, sokmalar, kesikler, atlet ayağı gibi dış enfeksiyonlarda da kullanılmaktaydı.
 

Neyse ki FDA araştırmacıların işlerini yapmalarını engelleyemiyor ve gümüş yeniden güçlü bir antibakteriyel ajan olarak kabul ediliyor. Ameliyatlarda kullanılan çivi ve vidaların olası enfeksiyonları önlemek için gümüş kaplamalı yapılmaları konusunda teknoloji araştırmaları yapılıyor.

Avustralya Adelaide Üniversitesi'ndeki doktorlar rinit ve sinüziti antibiyotiklerle tedavi etmekte zorlanıyorlarmış. Yeni bir çalışma ile suya gümüş parçacıklarının eklenmesiyle hazırlanan bir burun sprayinin başarıyla kullanıldığını gösterdiler. Kronik rinosinüzit oluşturan Stafilokokus aureus bakterilerinin daha önce tedavi edilemeyen semptomlarının başarıyla tedavi edildiği gösterildi.
 

Gümüşün romatoid artritte kullanımıyla ilgili çalışmalar yapılıyor. Polonyalı araştırmacılar gümüşü stafilokok, e.koli ve diğer öldürücü bakteriler üzerinde denemişler ve sonuç başarılı olmuş.

Gümüş Suyunun Tedavide Kullanıldığı Organlar, Uzuvlar ve ilgili hastalıklar:

GÖZ

  • Gözün iltihaplanması (Oftalmi)
  • Göz dokusu iltihabı (Konjunktiva)
  • Arpacık (Hordeolum)
  • Göz kapağı kenarı iltihabı (Blefaritis)
  • Gözyaşı kesesi iltihabı (Dakriyosistit)
  • Göz akması (Efifora)
  • Göz kuruması (Keratokonjunktiva sicca)

SOLUNUM YOLLARI

  • Bademcik iltihabı
  • Bronşiyal astım
  • Bronşit
  • Gribal enfeksiyonlar
  • Boğaz iltihapları
  • Boğaz ağrıları
  • Üşütme
  • Ses kısıklığı
  • Saman nezlesi
  • Öksürük
  • Epiglotitis
  • Boğmaca
  • Kuşpalazı
  • Zatürree
  • Sinüzit
  • Burun mukozası kuruması
  • Apse
  • Hemoroit
  • Sivilce, deri döküntüsü
  • Alerji
  • Likozis
  • Egzama
  • Kangren
  • Dekübitus
  • Siğiller
  • Çıban, kan çıbanı
  • Cerahatli çıban
  • İmpetigo
  • Donma (Congelatio)
  • Eresipel
  • Yanık
  • Kandilom
  • Ayak mantarı
  • Uçuk
  • Kurdeşen
  • Pruritus
  • Cilt mantarı
  • Cilt yırtıkları (Ragad)
  • Herpes Simpleks
  • Böcek ısırmaları
  • Kaşıntı
  • Mayorka aknesi
  • Kabakulak
  • Tırnak mantarları
  • Tırnak yarılmaları
  • Ürtiker
  • Atopik egzama
  • Sivilceler
  • Kepek
  • Vajinal mikoz
  • Yaralar
  • Nasırlar
  • Güneş yanıkları
  • Vajinal mantarlar
  • Yanık tedavisi
  • Yaralar
  • Yara iltihaplanmaları

AĞIZ VE DİŞ

  • Protez dişlerde baskı noktaları
  • Diş taşları
  • Ağız içi yaraları
  • Damak kabarması
  • Ağız kokusu
  • Ağız mukoza dokusunun iltihaplanması
  • Diş eti iltihaplanması
  • Kandidoz
  • Stomatitis
  • Ağız kuruluğu
  • Periodontit
  • Diş apseleri
  • Diş eti kanamaları
  • Diş eti iltihapları

ÜROGENiTAL BÖLGE

  • İdrar yolları iltihabı (Sistit)
  • Balanit
  • Yumurtalık kanalı iltihabı (Oophoritis)
  • Bel soğukluğu (Gonokoksi)
  • İdrar yolları iltihabı
  • İdrar zoru
  • Orşit
  • Renal Pelvis iltihabı
  • Prostat büyümesi
  • Vajina iltihabı
  • Vajinal mantar

SİNDİRİM SİSTEMİ :

  • Şişkinlik (Flatulens)
  • Kolit
  • İshal
  • İnce bağırsak iltihabı
  • Safra kesesi iltihabı
  • Gastrit
  • Hemoroit
  • Gıda zehirlenmesi
  • Mide yumuşak doku iltihabı
  • Salmonella

DİĞER

  • Eklem iltihabı
  • Eklem kireçlenmesi
  • Lenf bezi iltihaplanması
  • Lime Hastalığı (Barelyoz)
  • Meme bezi iltihabı
  • Göğüs ucu iltihabı
  • Burn-out sendromu
  • Kronik yorgunluk
  • Vücut kokusu
  • Fibromiyalji sendromu
  • İmun (bağışıklık) sisteminin güçlendirilmesi
  • Kemik rahatsızlıkları
  • Kanser
  • Lenf bezleri iltihabı
  • Orta kulak iltihabı
  • Kulak ağrısı
  • Gıda alerjileri
  • Kemik erimesi
  • Romatizma
  • Kızamıkçık
  • Kızıl
  • Güneş çarpması
  • Suçiçeği
DEVAMI

TOHUM ÇİMLENDİRME

Yazar: Filiz Ezer ~ Tohum Toprak Su

T
ohum Çimlendirme İçin Gerekli Malzemeler ve Çimlendirme Tekniği

Tohum torfu
Yüzeye perlit (Yosun Tutmasın diye)
Tohumun boyunun 2.5 katı üzerine torf (nemini kök atmasını ve kurumamasını sağlamak için)(Bu Maksimum değerdir az atarsanız tohum çimlenip kuruyabilir fazla atarsanız tohum çürüyebilir)
Tohum cinsine göre ışıkdamı yoksa karanlıktamı çimleneceğini araştırmak.
Yetişme hızına göre viyol seçmek eğer hızlı büyüyorsa BÜYÜK VİYOL GÖZÜ SEÇİLMELİ ÖRNEK:SALATALIK tohumu )
Toprağın nemini devamlı kontrol fazla sulama yapılamamalı sadece nemli tutulmalı (sera etkisi)
Tohumun çimlenmesi için gerekli olan besin maddesi kotiledon yaprağı depo eder kotiledon yaprağından sonra gerçek yapraklar çıkınca şaşırtma yapılır.
  1. Tohum kasası veya saksılara, 3/2 oranında TORF doldurulur. İçine TORF doldurulan tohum kasalarının ekimden önce üzeri düzeltilir. Tohumlar tek tek torf üzerine bırakılır. Buradaki amaç tohumların ortama eşit dağılmasını sağlamak ve su birikmesini önlemektir. Tohumlar ekildikten sonra üzerleri kendi iriliklerine uygun kalınlıkta bir TORF tabakası ile kaplanır. Yapılan bu işlemekapak atma denir. Tohumlara kapak, nemlerini muhafaza etmelerini sağlamak ve dışarıdan gelebilecek zararlardan korumak için atılır.
  2. Tohum ekimi çok gözlü Viyollere yapılacaksa Torfun her göze eşit gelmesine dikkat edilir. Daha sonra bastırılarak üzerlerine tek tek tohumlar bırakılır. Tohumların üzeri tekrar ince TORF ile doldurulur, yavaşça bastırılır. Gözlerdeki TORF çok gevşek olmamalı, sulama sırasında TORF boşalmamalıdır.
  3. Sebze, meyve ve çiçek, ağaç gibi tüm bitki tohumları dışarıya ekilebilir, ancak bu durumda dışarıdaki hava koşullarına bağımlı olunmaktadır. Bu nedenle fideleme için kapalı alanlar tercih edilmeli veya dışarıda fideleme yapılacaksa basit ancak sıcak sera-örtü altı üretimi yapılmalıdır. Ekim yöntemi tohumun büyüklüğüne göre farklılık gösterir. El ile ekimlerde çok küçük tohumlar toprağın yüzeyine serpilerek, orta irilikte tohumlar 2-3 cm aralıkla açılan yüzeysel çukurlara ekilir. Küçük ve orta irilikteki tohumlar ekimden önce ince kum, nemli kömür tozu, torf, ince odun talaşı gibi doğal materyallerle karıştırılarak el ile ekilir. Tohumların her tarafa eşit atılmasına dikkat edilmeli, sık ekimden kaçınılmalıdır. Tohumların sık ekiminde fideler yeterince gelişme gösteremezler. Seyrek ekimlerde ise tohumun çimlenip toprak yüzeyine çıkması gecikebilir.
Tohumların üzerine kapak attıktan sonra tohumla iyice temas etmesi için hafifçe bastırılır. Genellikle tohumlar en fazla kendi çaplarının 2 katı kadar bir harç tabakası ile örtülür. Eğer kapak fazla atılırsa tohumların çürümesine ve çimlenmenin gecikmesine sebep olur. Çok ince, hafif tohumların üzerinin örtülmesine ihtiyaç yoktur. Bunların yalnızca toprak yüzeyine serpilerek düzgün bir tahta ile hafifçe bastırılması yeterlidir.
  • Küçük tohumların çimlendirilmesinde toprak, gübre, kum gibi materyaller çok verimli olmamakta, hastalık ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle ince steril ithal torf kullanmanızı öneriyoruz.
  • Kapak tabir edilen üst tabaka çok ince elenmiş olmalıdır bu nedenle çok ince organik karışımdan oluşturulmalıdır.
  • Tohumların üzerleri kapatıldıktan sonra çok ince spreyle sulanır.
  • Çimlenmenin başlangıcında su kaybını azaltmak için tohum ekilen kapların veya alanın üzeri bir cam veya naylon örtü ile kapatılır.
  • Tohum ekiminden çimlenme oluncaya kadar ortamın nemli ve sıcak olması istenir.
  • Bu nedenle su gereksinimlerini karşılamak üzere sık kontrol yapılmalıdır.
  • Sulama ise çok ince gözenekli el-sırt spreyleri(pülverizatör) ile yapılmalıdır.
İyi hazırlanmış bir çimlendirme ortamında sağlam tohumlar ekildiği takdirde, bitki çeşidine bağlı olarak genellikle 5–18 gün içerisinde tohumların çimlenmesiyle fideler toprak yüzeyine çıkar. Viyol veya kasalarda çimlenme başlayınca örtüler kaldırılarak fidelerin ışık almaları sağlanır. Çimlenmeden itibaren esas yerlerine şaşırtılıncaya kadar fidelerin iyi gelişmeleri için bakımlarına gerekli özenin gösterilmesi gerekir. Gerektiği kadar sulama, yabani otları ayıklama, havalandırma yapılmalıdır.(Torf kullanıldığı zaman yabani ot ortamda bulunmaz ve bakım işleri oldukça azalmaktadır.)
DEVAMI

Ekmeğimizi Katleden Adam: Dr.Norman Borlaug

Yazar: Haydar Yılmaz ~ Tohum Toprak Su

r01-600x400

Dr.Norman Borlaug, Minnesota Üniversitesi'nde çalışan bir genetikçi, 1970 yılında Nobel ödülü aldı. 1944-1960 arasında Rockefeller Vakfı'nın Meksika'da uyguladığı Meksika Tarım Programı'nda araştırmacı olarak çalıştı.

YEŞİL DEVRİM' in öncüsü olarak tanıtılıyor.

Meksika'nın buğday üretimini üç katına çıkardı; Pakistan ve Hindistan'ın buğday üretiminde yüzde 60'lık bir artış sağladı. 1986'da Dünya Gıda Ödülü'nü başlattı. Açlıkla mücadele için savaşan yardımsever olarak lanse edildi. O olmasaydı 1 milyar insan açlıktan ölecekti, ''O büyük bir kahraman. O büyük bir melek. İnsanlık ona çok şeyler borçlu'' Onun için söylenen sözlerden birkaçı! Peki durum gerçekten de böyle mi?

Cüce Buğday

images-2
Mezopotamya'da ve Anadolu'da binlerce yıl önce ortaya çıkan normal buğdayın sapı uzundu. 14 kromozona sahipti. Kimyasal ilaç gerektirmeyen,suni gübreye ihtiyacı olmayan bir buğday çeşidi idi. Binlerce yıldan bu yana insanlığı yerleşik topluma geçtiği andan itibaren beslenmesinde önemli rolü var. Kış şartlarında besinlerini depolamak isteyen insanlar için çözüm olmuştur. Dr. Norman bu buğdayın veriminin çok az olduğunu iddia ederek normal buğdayın genetiği ile oynarak çavdar ile translokasyonladı. Ortaya çıkan kısa boylu kalın saplı cüce buğday ile elde edilen ürün miktarı arttı.

Daha fazla kimyasal gübre ve ilaç

Cüce buğdayın veriminin daha çok arttırılması için mutlaka kimyasal gübreye ihtiyaç vardı. Ayrıca toprakta buğdayın yanındaki her şeyin temizlenmesi gerekiyordu. Onun içinde kimyasal ilaçlar kullanılması zorunluluk oldu. Geleneksel tarım yok edilmeli ,ortadan kaldırılmalı idi. Küçük aile işletmeleri dağıtılmalı, ticari tarım şirketleri kurulmalıydı.

Rockefeller vakfı

Dr. Normanı finanse eden bu vakıf cüce buğdayın ortaya çıkarılması ile tohumlardan daha ziyade kimyasallardan çok büyük bir rant elde etti ve etmeye devam ediyor. Çünkü büyük bir petrol şirketinin sahibi olan Rockefeller ailesinin derdi. ''Yeşil Devrim'' falan değildi. O aile Henry Kissinger’in 1970’de söylediği sözü kendisine misyon belirlemişti. ''Petrolü kontrol ederseniz bir ülkeyi,ama gıdayı kontrol ederseniz bütün dünyayı kontrol edersiniz ''Bu söz boşuna söylenmedi. Yeşil devrim aslında kimyasal bir darbe idi. Gelişmekte olan ülkeler tarımda ilerlemek istediklerinde yüksek miktarda kimyasal gübre ve ilaç girdilerini finanse etmek zorunda kalıyorlardı. Daha çok borçlanıyorlardı. Cüce buğday ; süper buğday olarak lanse edildi ama toprak; binlerce yıldır olmadığı kadar nitrat ve petrole boğuluyordu. Bütün bu kimyasalların tek adresi vardı; Rockefeller petrol şirketi.

Cüce buğday GDO'lu mu?

GDO konusunda ilk patenteler 1980' li yıllarda alındı. 1940 yılında bir tek kelime dahi bahsedilmediği için cüce buğday tartışmaların odağı olmaktan kaçırılıyor. Oysaki cüce buğday ilk GDO 'lu üründür. Bugün GDO konusunda adı çok geçen MONSANTO şirketinin cüce buğdaydan cesaret aldığı ortadadır. Cüce buğday kromozon yapısı çeşitli oynamalar ile 48 adete kadar çıkarılmıştır. Her ne kadar buna melezleme adı verilse de çavdar yanı sıra yulaf, mısır, pirinç gibi melezlemeye girmeyen tahıl kalmamıştır.

Dünyada biyolojik bir savaş yaşanıyor

images-3
Herkes sözün bir yerinde 3. dünya savaşından bahseder. Oysa ne nükleer ne uzay savaşları değil, doğrudan biyolojik bir savaş ortamında yaşıyoruz. Burada hedef milyonlarca insanları öldürmek değil. Hedef milyarca insanı hasta etmektir. Hasta insan demek sömürülecek müşteri demektir. İlaçlar, hastaneler, tahliller ,analizler,erken teşhis araçları v.b. gibi hâla üretilecek büyük rant kapıları her geçen artmaktadır. Yeni ilaçlar hastalıkları ortadan kaldırmak yerine yeni hastalıkları kaynağı oldu.
B
u biyolojik savaşa katkıda bulunacak endüstriyel gıda teknolojileri bir sürü sağlığı olumsuz etkileyen gıdalar üretiyor. Fast foodtan katkı ve koruyucu içeren gıdalara kadar doğal özü değiştirilmiş rafine ve deforme olmuş gıdalar insanları beslemiyor. Sadece şişmanlatıyor, göbeklendiriyor, kiloları arttırıyor ve hasta ediyor.

Diyabet ve Obezite

Çölyak hastalığı ilk defa 1953'te tanımlandı, buğdayın genleri değiştirilene kadar çölyak diye bir hastalık yoktu. İlkel buğdayın içindeki gluten çok azdı ve hastalık falan yapmıyordu.
C
üce buğdayla yapılan ekmekler toplumların göbeğini genişletmeye başladı. Kilolar arttı. Diyabet patladı. Toplumların büyük çoğunluğu diyabet hastası oldu. İnsanların özelikle bağırsakları hasarlandı,iltihaplandı ve kanamalara varacak derecede hastalandı. Bağışıklık sistemleri zayıfladı ve enfeksiyonlar son hızla arttı. Bağırsaklar hasta olunca bütün hastalıklar buradan kaynaklandı.

Cüce Buğday Tartışılıyor mu?

Bu konuda bilimsel makaleler aramayın bulamazsınız. Birçok hastalıklarla ilgili binlerce yayın bulursunuz ama buğday hakkında araştırmalara izin verilmez. Çok büyük bir lobi baskısı ile buğday ve yol açtığı hastalıkların kaynağı araştırılmaz. Marsa gitme ile ilgili her türlü uzay araştırmaları yapabilirsiniz ama buğday ile ilgili araştırma mı? Asla!

Dr Norman: En Büyük Şeytan

Bu isim neredeyse insanlığa karşı bir melek gibi gösterilip lanse ediliyor. Kıyamet senaryolarının baş figürü olarak kullanılıyor ama Dr. Norman melek değil ,dünyaya gelmiş en büyük şeytandır. Bu dünyayı cennet olarak yaşamak isteyen insanlara cehennem hayatı yaşatıyor.
DEVAMI

Kepekli-Rüşeymli Tam Buğday Unundan Ekmek Yapımı(ayrıntılı)

tohumtopraksu512
Yazar: Nezih Gençler ~ Tohum Toprak Su

Evinde ekmek yapmak isteyen arkadaşlarımız için ayrıntılı bir öneri: Ekmek yapımında tahılların seçimi çok önemli. Kimyasal gübresiz ve ot-böcek öldürücü ilaçlar kullanılmamış toprakta üretilmiş eski, uzun sap sert ve yumuşak buğdayların belli oranda yerli kara çavdarla karışımıyla yaptığım ekmeğin hem tadı hem de dokusu hoşuma gidiyor. Su değirmeni ya da kara değirmende veya el-ev değirmenlerinde sağlıklı ve düşük ısıyla öğütülmüş kırmızı-kızıltan-kızılca, sarı,Siyez, karakılçık, ak-kara akser, köse, cumhuriyet, bezosta buğdaylarının, sert ve yumuşak niteliklerine göre belli oranlarla ve (%5-10) oranında yerli karaçavdarile karışımından elde edilen rüşeymli ve kepekli değirmen unu kullandım ve tavsiye ederim. Rüşeymli ve kepekli olarak öğütülen unun geniş delikli elekle sadece sap kırığı ve kaba kepeğini almak yeterli oluyor. Yaklaşık 50 gram kulak memesi kıvamındaki ekşi maya ile, -tam buğday unu karışımındaki yumuşak ve sert buğday oranlarına göre- 0,665 – 0,685 Kg tam buğday ununun kulak memesi kıvamında yoğrulmasıyla elde edilen yaklaşık 1,150 Kg’lık dinlenmiş hamurdan, pişmiş haliyle yaklaşık 1 Kg’lık ekmek yapılabilir. Yaklaşık 50 gramlık kulak memesi kıvamındaki ekşi mayamızı ekmek yapacağımız günden yaklaşık 1 gün önce oda sıcaklığında yaklaşık 4-6 saatte bir besleyip çoğaltmaya başlamalıyız. İlk 3 besleme/çoğaltmayı, ertesi gün ekmek yapacağımız 650 / 700 gr undan her seferinde alacağımız 75-80 gr unla gerçekleştirebiliriz. 50 gramlık ekşi mayamızı biraz içme suyuyla, tahta kaşıkla yoğurt özer gibi homojen çamur kıvamına (boza kıvamına) getirip kapalı konumda yarım saat bekledikten sonra, üzerine 75-80 gr unumuzu karıştırıp yaklaşık 15 dakika kulak memesi kıvamında yoğururuz. Tercihen maya hamurumuzu öpecek şekilde, ılık ıslak bir bezle kapatıp, kapalı bir kapta, kışın üzerini bir havlu ile örterek, yaklaşık 6 saat oda sıcaklığında beklemeye alırız. 40-45 dereceye kadar ısıtılmış ve içine çelik bir kapta kaynar su koyulmuş fırında bekletirsek bu süre kısalacaktır. 1. veya 2. besleme, çoğaltma ve kısa yoğurmayı gerçekleştirdikten sonra mayamızı dinlendirmeye almadan önce, ilk koyduğumuz ekşi mayamız kadar maya hamurunu alıp tercihan etrafını unla kaplayıp kapalı bir cam kavanozun içinde, buzdolabımızın en az soğuk olan bir bölümünde (örneğin sebzeliğinde) ya da kilerimizin en serin yerinde bir sonraki ekmek için saklarız… Her seferinde yaklaşık 100’er gram un ekleyerek yaptığımız bu 3 kez maya çoğaltma/besleme işlemi, ekmek yapma sıklığımıza göre ya da zamansızlığımıza göre değişebilir… 1 kez çoğaltıp besleyerek de 4. aşama olan maya tutmaya geçebiliriz. Hatta zamansızlıktan, buzdolabından çıkardığım ekşi mayayla direkt 4. aşamadaki gibi maya tutup, o mayadan yedek mayamı ayırıp, kalanla ekmek yaptığım da oldu. Uzun bir süre hiç ekmek yapmasak da buzdolabımızdaki çekirdek ekşi mayamızın haftada bir kez beslenip çoğaltılması, onun sağlıklı yaşamasını sağlayacaktır. Maya, sindirim ve boşaltım sistemimizi kolaylaştıran ve de çok etkin bir doğal antibiyotik olarak bağışıklık sistemimizi koruyan ve geliştiren canlı bir organizmadır. 4. ve son kez maya besleme ve çoğaltma işlemimiz için elimizde yaklaşık (650/700 – 300= 350/400 gr un kalmıştır. Bu son maya besleme/çoğaltma işlemine ekmek ustaları MAYA TUTMAK diyor. 3 kez beslenip çoğaltılmış mayamızı gene tahta bir kaşıkla yoğurt özer gibi homojen bir çamur kıvamına getirirken, eğer kış mevsimindeysek kullandığımız suyu 25-30 dereceye kadar ısıtmamız, yaz ortalarındaysak kullandığımız suyu buzdolabında, içilebilir ısıda soğutmamız ve mevsimi önemli değil, tercihan suyun içine bir tatlı kaşığı pekmez veya bal karıştırmamız fermantasyon hızını düzenleyecektir. Çamur kıvamına getirdiğimiz mayamızın üstünü kapatıp yaklaşık yarım saat bekledikten sonra kalan unumuzun (350/400 gr’ın) yarısını (175-200 gr’ını) eşit dağılımla üzerine serperek karıştırıp kulak memesi kıvamında 15 dakika yoğurmamız gerek. Böylece tuttuğumuz mayayı oda sıcaklığından biraz daha sıcak bir ortamda yaklaşık 6 saat bekletmeye almalıyız. 45 derece ısıtılmış fırın gibi daha sıcak ortamlarda bu süre kısalabilir… Tuttuğumuz mayayı, gene mevsimine göre ısısını ayarladığımız içme suyuyla (suya tercihan 15-20 gram ya da bir çorba kaşığı erken hasat, bekletmeden soğuk sıkma, 0,4-0,5 dizem, katkısız doğal sızma zeytinyağı karıştırabiliriz) homojen bir çamur kıvamına getirip yarım saat dinlendirdikten sonra kalan unumuzu karıştırıp yaklaşık 45 dakika yoğurmalıyız. Yoğurma işlemimizin son çeyreğinde, yeterince kaya tuzunu içinde erittiğimiz yeterli bir miktar su ilave edecek şekilde opsiyonlu bir su ilave periyodu uygulamalıyız. Una buladığımız parmaklarımızın arasına sıkıştırıp çekip bıraktığımız hamurun uzama esnekliği, dikliği, sertliği-yumuşaklığı ve parmak ucumuzda uyandırdığı ‘beni artık dinlendir’ hissi ile yoğurmaya son verebiliriz. Hamuru, yoğurma kabında, mevsimine ve havanın nemine göre yaklaşık 30 dakika dinlendirdikten sonra, un serpilmiş düz bir zeminde, avuç içiyle hafif sıkıştırarak yuvarlayıp, içine hafif unlanmış bez serili (minette) bir kapta, oda sıcaklığından biraz daha sıcakta gene mevsimine göre 3-4 saat dinlendiririz… Biz bu ikinci dinlendirmeyi, 40-45 dereceye kadar ısıtılmış ve içine bir çay bardağı kaynar su koyulmuş ev fırınımızda da yapabiliriz… Böylece dinlenme süresini kısaltabiliriz. Tüm dinlendirmelerde hamurun doğal fermantasyon sürecindeki belirtilerine dikkat etmeliyiz. Şişmesi, ekşi maya kokusu, hafif kabuk oluşumunun sertliği ve rengi, çatlak çizgilerinin oluşup oluşmaması vs… önemli ipuçlarıdır. Bana ekşi maya ve ekmek yapmayı öğreten ustalarımdan İsmail Saltan; “ekmek ateşte değil teknede bişer” demişti… Daha sonra bezin bir ucundan tutup kaldırarak, fırına vereceğimiz kaba ya da zemine ters kapatacağımız hamuru önceden ısıtılmış olan fırında ilk 5 dakika 230-235 derecede, sonraki 15 dakika 210-200 derecede, sonraki 15 dakika 190-180 derecede ve en son 15 dakika da 170-160 derecede pişiririz… Son 15 dakikalık bölümde ekmeğimizin pişip pişmediğini kontrol etmeliyiz… Fırınımız fanlı ise fanı, pişirme sürecimizin ilk 5 dakikasında ve zaman zaman çalıştırabiliriz… Pişirme boyunca fırınımızın nemli ortamını koruyabilmemiz için fırınımıza geniş yüzeyli çelik bir kaba kaynar su doldurup bırakmamız gerek. Bu suyun içine, kekik, nane, kabuk tarçın gibi bitkiler atabiliriz… Böylece taş fırında meşe odunuyla pişirmeye yakın bir nem, sıcak ve doğal aromatik bir hava sirkülasyonu sağlamış olacağız… Pişirme öncesi dinlendirmede bez kullanmamızın nedeni sadece hamurun kaba yapışmaması için değil, hamuru kaptan çıkarıp pişeceği zemine ya da kaba alırken, hamurun bezi öpen alt kısmının, pişerken üste gelmesini sağlamak ve şekil bozukluklarını asgariye indirmek içindir… Fırında pişirme kabı ya da tava kullanıyorsak, bu son dinlendirmeyi, yoğurma kabında yeterince dinlendirdiğimiz hamuru elle yuvarlayıp una bulayarak direkt pişirme kaplarına alarak da yapabiliriz. Pişirme kapları, hamur koyulmadan önce zeytinyağı veya tereyağıyla yağlanmış olmalı. Böylece bez serili minette bekletme ve bezden pişeceği zemine aktarma işleminden kurtulmuş oluruz… Özellikle hamur yoğurma, dinlendirme, kesme ve pişirme aşamalarında Balıkesir Dereçiftlik köyündeki Ercan Taş Fırın ustası Özhan ve Özgür Ercan ustalarıma 2 sene çıraklık yaptım… Burada belirttiğim tüm ağırlık ve hacim ölçüleri, zaman uzunlukları ve miktarları aslında doğada olmayan, yalan, eksik ve yanlış verilerdir. Doğanın ve doğal süreçlerin kendi durumlarına, iklime, coğrafyaya, denizden yüksekliğe, rüzgara, neme, mevsimlere … bağlı kendilerine has değişken ölçüleri, anları ve oranları vardır… Bizim sonradan uydurduğumuz “zaman”, “saat”, “kilo”, “litre”, “metre” gibi ölçüler ancak doğal yasalara, doğal durumlara ve süreçlere yakın ve uygun olduğu oranda doğruya yakındır… Onun için hep ‘yaklaşık’ demek ve durum, mevsim bildirmek zorunda kaldım. Diğer geleneksel-doğal tarım ve hayvancılık ürünlerinin üretilmesi gibi, ekşi maya ve ekmek yapmak da aslında usta-çırak ilişkisiyle, kuşaktan kuşağa tecrübe aktarımıyla ve ‘el verme’yle gerçekleştirilebilecek bir *ARTİZAN zanaatkarlık ve sanatkarlık… Ekşi mayanın da ekmeğin de ‘olması’ doğal fermantasyon sürecine ve fermantasyon anına bağlıdır. Orada bizim zamanlama, ağırlık ve hacim ölçülerimiz sökmez… Keşke bu kadar doğadan kopmamış ve doğaya, aslında kendi özümüze yabancılaşmamış olsaydık, daha az hata yapma özelliklerimizi yitirmemiş olurduk ve daha güzel, lezzetli ve sağlıklı gıdalar tadabilirdik.
DEVAMI

EKŞİ MAYA YAPIMI

(Eski bir ekşi mayalı ekmek ustası ve fırıncı Balıkesirli Ismail Saltan Saltan abimizden)
 
Evinde ekmek yapmak isteyen arkadaşlarımız için pratik bir öneri:
 
Kullanacağımız aletler kaynar suyla yıkanmış olmalı…
 
Gece yatmadan önce, 1 çorba kaşığı atalık buğdayların taş değirmende öğütülmüş kepekli-rüşeymli tam buğday ununu, dış kabuğuyla birlikte sıkılmış ve oda sıcaklığında bekletilmiş üzüm suyuna birkaç damla katkısız pekmez veya bal karıştırılmış yeterli miktardaki içme suyuyla, krom nikel ya da şimşir bir kaşıkla 15-20 dakika kulak memesi kıvamında yoğuralım. Tercihen üzerine ıslak bir bez örtüp kapalı bir kâsenin içinde, dışarıdan koyu renk bir beze sarıp, oda ısısında ve kuytu bir yerde bekletelim.

Y
aklaşık 12 saat sonra sabah/öğle saatlerinde, hamurumuzu bir miktar balsız pekmezsiz içme suyuyla, yoğurt özer gibi homojen bir çamur kıvamına getirdikten sonra kendisinin yarısı kadar unumuzu ilave edip 15-20 dakika kulak memesi kıvamında yoğuralım. Üzerini ıslak bir bezle örtüp, aynı kapalı kâsede tekrar bekletmeye alalım… Bu işleme maya besleme/çoğaltma işlemi deniyor. Dinlendirme süresince kâse yerinden oynatılmamalı…

12
saat sonra gece tekrar aynı şekilde içme suyuyla boza kıvamında özeyip kendisinin yarısı kadar unla besleyip çoğaltalım. Böylece besleme çoğaltma işlemini periyodik sürdürürken 3. periyottan itibaren 2. 6 saatten sonra hamurumuzu sık sık kontrol edelim. 3. ya da 4. besleme-çoğaltmada 12 saatlik bekleme süremizin muhtemelen 4. veya 6. ya da 8. vb saatinde hamurumuzda kısmi kabarcıklar ve kabarmalar oluştuğuna, onun çok az da olsa ekşi bir koku yaydığına şahit olacağız. Bu durum hamurumuzda bakteri ve mantarların oluşmaya başladığının, onun artık ekşi maya olmaya başladığının belirtileridir. O artık, bize kendisini kaç saatte bir beslememiz gerektiğini söyleyen canlı bir organizmadır. Besleme çoğaltma saatini onun ilk kabarcıklar oluşturup kabarmaya başladığı saate çekmemiz gerek. Ve bu kez bunu kutlamak ve onu ödüllendirmek için gene dış kabuğuyla birlikte sıkılmış ve oda sıcaklığında bekletilmiş üzüm suyuna birkaç damla bal veya pekmez katar, 1 gram da kaya tuzu ilave ederiz. Bu saat aralığı bundan sonraki her periyotta azalarak değişecektir. Bu işlemi sonrakilerde balsız-pekmezsiz ve kaya tuzu kullanmadan, koyacağımız un miktarınnın, her seferde çoğalmış olan maya miktarının yarısı olmasına dikkat ederek tekrarlayalım. 7. seferde suyuna yarım çay kaşığı bal ya da pekmez koyarak besleme-çoğaltma yapalım.
 
7. beslemeden sonra, en son maya bize kaç saatte bir beslememizi söylediyse o kadar periyotlarla yazın 2, kışın 3 periyot (örneğin 2×8 ya da 3×8 saat) beslemeden bekletelim. Tabi sık sık kontrol edelim. Çünkü mayamız 12. ya da 20. saatte hazır olabilir. Hazır olduğunu keskin ekşi kokusundan, 2 katına varan kabarışından, parmağımızı hafif bastırarak çektiğimizde alttan çıkan dokunun sünger gibi homojen gözenekli, yumuşak ve yapışkan oluşundan anlarız. Bu oluşta süreyi yaz-kış ısı ve nem ve ortam ve enerji farklılığı belirler…

A
slında mayamız 3. ya da 4. besleme-çoğaltmadan sonra da kabarıp köpüklenmeye, hava kabarcıkları oluşturmaya, ekşi bir koku yaymaya başlayabilir… Bu durumda da besleme işlemine devam etmeliyiz. Yazın toplam 4-5 günde, kışın ise 8-9 günde mayamız olmuş demektir… Kaloriferli evlerde bu süreler birbirine yakındır. Bazı arkadaşlarımız nohut mayası takviyesi yaparak veya ev yapımı yoğurdun suyunu, peyniraltı suyunu kullanarak fermentasyonu hızlandırmayı deniyorlar…

U
zun bir süre hiç ekmek yapmasak da buzdolabımızdaki ekşi mayamızın haftada bir kez beslenip çoğaltılması, onun sağlıklı yaşamasını sağlayacaktır. Mayamızın uyanıp beslenmesi için buzdolabından çıkarıp oda sıcaklığında (+20 C de) 5, 6 saat bekletip undaki nişasta şekerle beslenmesini, karbondioksit gazıyla hamuru şişirip ekşi bir koku (alkol) yaymasını sağlamalıyız. Sonra onu boza kıvamına gelinceye kadar oda sıcaklığında içme suyuyla özeyip kendisinin yarısı kadar un karıştırıp kısa bir süre yoğurduktan sonra bekletmeden tekrar buzdolabına kaldırırız. Bu maya besleme ve çoğaltmadır… Mayamızı una bulayıp kapalı bir cam kavanozun içinde, buzdolabımızın örneğin +4 C’de sebzeliğinde ya da kilerimizin en serin yerinde bir sonraki ekmek için saklarız… Maya; ekmeği yenilebilecek hale getiren, sindirim ve boşaltım sistemimizi kolaylaştıran ve de çok etkin bir doğal antibiyotik olarak bağışıklık sistemimizi koruyan ve geliştiren canlı bir organizmadır.

B
urada belirttiğim tüm ağırlık ve hacim ölçüleri, zaman uzunlukları ve miktarları aslında doğada olmayan, yalan, eksik ve yanlış verilerdir. Doğanın ve doğal süreçlerin kendi durumlarına, iklime, coğrafyaya, denizden yüksekliğe, rüzgara, neme, mevsimlere … bağlı kendilerine has değişken ölçüleri, anları ve oranları vardır… Bizim sonradan uydurduğumuz “zaman”, “saat”, “kilo”, “litre”, “metre” gibi ölçüler ancak doğal yasalara, doğal durumlara ve süreçlere yakın ve uygun olduğu oranda doğruya yakındır… Onun için hep ‘yaklaşık’ demek ve durum, mevsim bildirmek zorundayız. Diğer geleneksel-doğal tarım ve hayvancılık ürünlerinin üretilmesi gibi, ekşi maya ve ekmek yapmak da aslında usta-çırak ilişkisiyle, kuşaktan kuşağa tecrübe aktarımıyla ve ‘el verme’yle gerçekleştirilebilecek bir ARTİZAN zanaatkarlık ve sanatkarlık…

E
kşi mayanın da ekmeğin de ‘olması’ doğal fermentasyon sürecine ve fermentasyon anına bağlıdır. Orada bizim zamanlama, ağırlık ve hacim ölçülerimiz sökmez… Doğada saat ve dakika olarak zaman yoktur. Mevsimlere, gece gündüz farklılıklarına, diğer doğa koşullarına ve iklime bağlı VAKİT vardır…
DEVAMI

GDO Serbetliği Resmîleşti

Resmî Gazete'de yer alan yönetmelik ile GDO resmî serbestleşti.

gdo | 29 mayıs 2014 | resmi gazete
DEVAMI

YAŞAM DOSTU GERÇEK EKMEK; İNADINA VAR...

Yazar: Nezih Gençler ~ Tohum Toprak Su


Ay ve Güneş herkesin lambasıdır.
Su herkesin suyudur.
Peki ekmek?!
Ya o neden herkesin ekmeği değildir?
(Şeyh Bedreddin)
Not: O zaman hava ve su kamu malıymış. Artık değil...

Tohum köleliğine ve gıda diktatörlüğüne karşı yaşam dostu gıda dayanışma, üretim ve paylaşım yaşam dostu gerçek ekmek inadına var ve her mahalle, her ev kendi ekmeğini yapıyor

İletişim-Eşgüdüm: Nezih Gençler nezihgencler@hotmail.com – 0532 725 76 82
Facebook Sayfası: Yaşam Dostu Gıda Dayanışma Üretim Paylaşım
Yaşam Dostu Gıda Dayanışma, Üretim ve Paylaşım Grubu olarak ürettiğimiz ekmeğimizde kullandığımız, besin değerleri daha yüksek, gerçek ekmek tadı veren, orta ve uzun saplı en eski buğday çeşitleri peşinde yaylalardayız.

K
astamonu’dan Çankırı’ya, Dursunbey’den Bigadiç’e, İvrindi, Korucu, Uşak ve Kütahya'ya Gediz havzasına ve Kırklareli Istranca dağları eteklerine, Bayramiç'e, Muğla Köyceğiz'e, Kaz dağlarından Madra dağına, Kozak yaylasına, Antakya ve Siverek’e… dağ ve yayla köylerini fırsat buldukça dolaşıyor, eski buğdayları ve mızın tohumlarının durumunu takip etmeye çalışıyoruz…
Bulduğumuz, sonra da ektiğimiz, ektirdiğimiz tahıllardan eski Bezosta, Ak-Kara Akser, Sarıbaşak, Kırkpınar, Cumhuriyet gibi buğdaylar erken Cumhuriyet dönemlerinde islah edilmiş. Siyez, Karakılçık, Kırmızı, Üveyik, Yerli Çavdar, Kızılca, Kızıltan, Sünter, Kulümpür, Köse, Kavılca ve Akbaşak ve diğer kunduru buğday gibi tahıllarımız ise çok daha eskilere dayanıyor. Bunları modern türlere tercih ediyoruz. Uzun buğday sapı, kök tarafından topraktan emilen maddelerin uzun saptan başağa kadar sağlıklı bir işlemden geçirilmesini sağlar.
Kepekli ve rüşeymli tam buğday taş değirmen unumuzla geleneksel olarak yoğurup dinlendirerek (fermentasyon) hazırladığımız, probiyotik bakterili antik ekşi maya ve hamuru, tat ve insan sağlığına sunduğu tüm değerler ortaya çıkıncaya kadar uzun bir yoğurma ve mayalama sürecinden geçirip yeterince dinlendirdikten sonra pişiriyoruz.

T
ohumun ve biyoçeşitliliğin ve ekolojik yaşamın önemini bize ilk kez Tracy M Lord ve Emanetçiler Derneği öğretti... Teorik tecrübe olarak ekşi maya yapımını ve hamur yoğurma-dinlendirmeyi eski bir ekmek ustası olan İsmail Ismail Saltan Saltan abimizden öğrendik… Sağlıklı buğday seçimi, çalkalama, eleme ve sağlıklı ekmek yapımı genel konularında Mahir Aras arkadaşımızın bizde büyük emeği vardır… Atalık tahıllarımızı tanımayı ve seçmeyi, taş değirmende un elemenin inceliklerini Mustafa Okan Kocaayan kardeşimizden öğrendik. Fırında pratik maya tutma, hamur yoğurma ve kesme, pişirme işlemlerinde de Dereçiftlik köyündeki ustalarımız Özhan Özgür Bahar Ercan‘a çıraklık yaptık…
Ekmeğimizin fırından çıktığı ilk günkü aromasını, doku zenginliğini ve lezzetini günlerce koruması ve değerlerinin dayanıklılığı anlatılamaz, yaşanmalıdır!..
Tam buğday taş değirmen unu ekmeği 100 gramda 259 kalori içerir. 100 gram ekmekte 47.14 gram karbonhidrat, 4.11 gram yağ, 9.13 gram protein bulunur. 259 kalorinin %72′si karbonhidratlardan, %14′ü yağlardan ve %14′ü proteinlerden gelir. Karbonhidratların %18′ini lif oluşturur.
Kepekli ve ruşeymli tam buğday ununun faydaları;

* Sindirim ve boşaltım sistemini düzenlemesi…
* Kabızlığı ve ishali önlemesi…
* Kötü kolesterolü düşürmesi…
* Kilo vermeye yardımcı olması…
* Kan şekerini kontrol etmesi…
* B1, B2, B3 ve B9 (folik asit)vitaminleri içermesi…
* E vitamini, magnezyum, demir,selenyum, potasyum, fito kimyasallar ve antioksidanlar barındırması;
- Felç riskini %30-36 düşürür…
-Diyabet riskini %21-30 düşürür…
- Kalp hastalıkları riskini %25-28 düşürür…
- Kilo alımını engeller, kilo vermeye yardımcı olur…
- Astım riskini düşürür…
- Karotid arterlerin sağlıklı çalışmasını sağlar…
- Enflamasyona bağlı hastalıkları azaltır…
- Kolon kanseri riskini düşürür…
- Yüksek tansiyonu engellemeye yardımcı olur…
- Diş eti hastalıklarını ve diş kaybını engeller…
- Uzun süreli enerji vererek, iş gücü kapasitesini artırır.

R
uşeym; yüksek oranda yağ, protein ve B vitamini ihtivâ eder. B-Vitamin grupları, Mineraller (ör.: Magnesium, Demir, Fluorid, Selenium ve Çinko) ve çok değerli doymamış yağ asitleri deposudur. Yakın zamanda ruşeymden vitamin tabletleri üretimi de planlanıyor. Büyüme, korunma ve genç kalmak için gerekli elementlerle doludur.
  • Dirimsel-Cinsel enerjinin özgürleşmesine katkı sağlar.
  • Yaşlılığı geciktirir: İçerdiği E vitamininden dolayı, yaşlılığı geciktirici özelliği ve vücutta hücre zarının dayanıklılığını sağlaması dolayısıyla bağışıklık sistemini destekleyerek kanserin önlenmesinde önemli rol oynar. Mükemmel bir E vitamini deposudur.
  • Kalp için çok faydalıdır: Ruşeymin koroner kalp hastalığı riskini azaltması, pıhtı azaltıcı etkisiyle kanın akıcılığına,diyabetli hastalarda damar tıkanıklarının önlenmesine yardımcı olabileceği belirtiliyor.
  • Sinir sistemi için çok faydalıdır: Ruşeymin sinir sistemi hastalıklarında olumlu etki gösterdiği biliniyor.
  • Gözlerde katarakt oluşumunu geciktirdiği ispatlandı.
  • Güzelliğe güzellik katar: Doğanın bu altın sırrı güzelliğe de güzellik katıyor. Özellikle de cilt kırışıklıkları için birebir. Hem kırışmayı önlüyor hem de azaltıyor.
  • Kısırlık için faydalıdır: Buğdayın embriyosu olarak nitelenen Ruşeym, kısırlık tedavisinde etkin olarak kullanılıyor.
  • Buğday özü, (Ruşeym) her yaş grubunda kullanılabilir. Yemek pişirirken, baharat yerine buğday özü katılabilir.
  • E vitamininin yaşlılığı geciktirici özelliği ve vücutta hücre zarının dayanıklılığını sağlaması dolayısıyla bağışıklık sistemini destekleyerek kanserin önlenmesinde önemli rol oynadığı, bu açıdan zengin olan ruşeymin koroner kalp hastalığı riskini azaltması, pıhtı azaltıcı etkisiyle kanın akıcılığına, diyabetli hastalarda damar tıkanıklarının önlenmesine yardımcı olabileceği belirtiliyor.Buğday alerjisi, guliten hassasiyeti ve çölyak hastaları ve "lifli gıda tüketmesi sakıncalı olanlar"ın eski uzun sap buğdayların rüşeymli, kepekli unundan ekşi mayalı ve geleneksel yöntemlerle yapılmış ekmekle beslenmeleri halinde bu rizikolar azalmaktadır. Gulitenin bu tip hastalıklardaki tetikleyici özelliği; eski uzun sap buğdayları su değirmeninde öğüterek elde edilen tam buğday unundan ekşi maya kullanarak yapılan hamuru iyi yoğurup dinlendirdikten sonra pişirerek yapılan ekmeklerde son derece azalmaktadır. Uzun buğday sapı, kök tarafından topraktan emilen maddelerin uzun saptan başağa kadar sağlıklı bir işlemden geçirilmesini sağlamakta, ekşi maya da muhtemel sağlıksız sonuçların doğmasını engellemektedir. Modern ve endüstriyel buğdaylarda %50’nin üzerinde olan guliten oranı eski atalık buğdaylarda %10’lar civarındadır. Ekşi maya ile yoğurma ve fermentasyondan sonra bu oran daha da aşağılara çekilir. Ekşi maya doğal probiyotik özelliğe de sahiptir. Bağışıklık sistemimizi güçlendirir…
Kepekli ve rüşeymli tam buğday unundan ekşi mayalı olarak yapılan ekmek mide ve bağırsaklarda yeterli süre kalıp tam bir sindirim ve sağlıklı bir boşaltım sağlar.
7-8 çeşit orta-uzun sap, eski sert-yumuşak buğdayı ve (%10-15 oranında) eski-yerliçavdarı ve kara arpayı su değirmeninde öğüterek elde ettiğimiz kepekli ve rüşeymli (özlü) tam buğday unu karışımından, ekşi mayalı ve katkısız yoğurup elde ettiğimiz hamuru yeterince dinlendirip pişirerek geleneksel olarak ürettiğimiz, 500 gr'lık TOSBİK ve 1, 1,250 ve 1,5 Kg'lık ANADOLU SOMUNU, HİTİT GÜNEŞİ, ÇOBAN EKMEĞİ adlarıyla çıkardığımız Yaşam Dostu Gerçek Ekmeği tattınız mı?
……………………………………..

H
erkesin alıp güvenle yiyebilmesi için; laboratuvar ortamında genetiğiyle oynanmamış, geleneksel yerli tahıl tohumlarımızı gübresiz ve ilaçsız eken küçük üreticilerimizin desteklenmesi ve çoğaltılması gerek. Bu yerli tohumlarımızdan elde edilen sağlıklı buğdayların su değirmenlerinde öğütülerek elde edilen kepekli-rüşeymli tam buğday ununun aracısız olarak tüketicilere ulaştırılması için de yerel-küçük tüketici grupları oluşturulmalıdır. Küçük üretici ile tüketici arasında güvene dayalı bir dayanışma, iletişim ve eşgüdüm ile sosyal kardeşleşme gerçekleştirilmelidir.

……………………………………….

T
emel gıdamız olan ekmek merkezli olarak başlayan bu doğal-yaşamsal-meşru dayanışma; giderek tüm temel gıda ürünlerine en sağlıklı, güvenilir, ucuz ve adil yollarla ulaşılmasını, tohumların özgürleşmesini, biyoçeşitliliğin ve ekolojik dengelerin korunmasını, geleneksel-doğal tarım ve hayvancılığımızın gelişmesini sağlayacak güç birliğinin de temellerini oluşturacaktır…
DEVAMI