BUĞDAY VE EKMEK ÜZERİNE YAPILAN TARTIŞMALARA FARKLI AÇIDAN BAKMAK .

Yazar: Haydar Yılmaz

''Büyük resmi görmek gerekiyor ..''

1945-1950 arasında ABD Rockfeller vakfı Prof. Norman 'a sipariş verdiği ve adına CÜCE BUĞDAY denilen , ama üzerinde şimdiye kadar hiç akademik araştırma yapılmayan, (aleyhte araştırma yapılması engellenen ) bir buğday tohumu hakkında bir tek kelime etmemek acaba neden ?
Prof. Norman Meksikada , Hindistanda , Pakistanda yıllarca ne yaptı ?
Şimdi ne yapılıyor milyonlarca dönüm tarım plantasyonları olarak düzenlenen Tüm Kuzey ve Güney Amerikan kıtasında , şimdi Afrikada kıtasında, Uzak doğu Asyada ?..
Buğday tohumu ne yapıldı da başağı dolgunlaştı 10-20 kat ?
Ne yapıldı da boyu kısaldı , sapı kalınlaştı ?
Ne yapıldı da başak dolgunlaştı ?
Bu doğal seleksiyon mu ?
Yoksa ileri derecede laboratuarda yapılan ıslah çalışması mı ?
Normal mi yapılan müdahaleler.?
Var mı bunu açıklayan ?

Sadece buğday değil tabi , Soyada, Pirinçte diğer tahıl ve bakliyat ürünlerinde küresel boyutta büyük oyunlar oynanırken bakış açısını darlaştırmamak gerekirken acaba neden tek konu üzerinde odaklanılıyor ?
.
CÜCE BUĞDAY denilen özel patentli tohumlar ; kimyasal gübreler ile zehirli ot , böcek ilaçlarını gerektiren ve verimliliği ancak böyle sağlanan bir buğday çeşidi iken , bütün bu tohumları kullanan ülkelerdeki topraklar; gübrelerdeki kimyasallar ve ot / böcek ilaçları olan pestisitler ile zehirlenirken bunlardan söz edilmemesi acaba nedendir ?
.
Japonyada kısa saplı eski buğdaylarda vardır.
Binlerce yıldır Japonyanın yüksek yamaçlarında yetişmektedir. Sorun kısalık uzunluk tartışmasıda değildir.
Sorun tohum yapısına ıslah adına laboratuarda ileri derecede yapılan müdahalelerdir.Tohum yapısını , proteinlerini deforme edecek derecede yapılan girişimlerdir konuşulması gereken .
.
Daha çok, daha büyük oranda verimlilik için , daha çok kimyasal gerekliliğini zorunlu kılan ve ortaya çıkarılan yeni patentli tohumlardır .
.
Rockfeller vakfı boşuna mı uğraştı yıllarca ?
Adına Yeşil Devrim dediği tüm dünyaya yayılan girişimler sadece açlık sona ersin diye yapılan iyi niyetli girişimlermi idi ?
Milyonlarca dolar harcanan cüce buğday projesi insanlığı kurtarmak için mi geliştirildi ?
Prof. Norman'a Nobel Barış ödülü verildiğinde dünyada aç insanları bu tohum ile doyurmak iddialı söylemleri, bugün hala milyonlarca aç insandan konuşuluyor ise ne oldu son 75 yılda bu dünya topraklarında ?
.
Dünyanın bütün çoğunluğunda topraklar zehirlenmiş iken , toprakta yararlı mikroorganizmalar yok edilmiş, soykırıma uğratılmış iken, kanser başta olmak üzere bir çok hastalıklar bu topraktaki zehirlerden yayılmış iken, konuyu kromozon sayısı üzerinde darlaştırmak ve tartıştırmak çok büyük eksikliktir, hedef şaşırtmaktır .
Kromozon sayısını tartışmak isteyenler , kromozon sayısının sayıldığı analiz raporları ile konuşmalı !.
Başka cümleler ile değil.
.
TOHUM ,TOPRAK, GÜBRE , İLAÇ gibi fasit çember içinde derin ve detaylı araştırma ve tartışma gerekirken GDO lu mu ? GDO lu değilmi ? gibi çok sığ bir tartışmanın iki karşıt taraflar gibi sunulmasını doğru bulmuyorum ve şiddetle eleştiriyorum.
.
Sorun , Genetik yapı, Kromozon, Gluten gibi palyatif konular üzerinden yürütülmek isteniyor .
Israrla kimyasal gübre, zehirli ilaçlar ve diğer mikroorganizmalar hakkında hiç konuşmamak ve görüş bildirmemek başka bir kuşkuları güçlendiriyor ..
.
Toprak konuşulması gereken en önemli konudur .
Toprağa ne olduğunu konuşmak gerekiyor ?

Diğer önemli konu ''UN'' elde edebilmek için yapılan modern işleme teknolojilerinin yapıya verdiği zararlar konuşulmalıdır !..
Kepeği ve ruşeymi alınmış , yüksek sıcaklık ve yüksek basınç şartları arttırılarak üretilmiş un bembeyaz bir nişasta, rafine şeker konumundadır.
Bu ne savunulabilir ne de göz ardı edilebilir .
Ayrıca UN piyasaya ürün olarak sunulduğunda rafta uzun süre kalması için katılan katkı ve koruyucu maddelerde ortaya konulmalıdır.

.
MİKROBİOLOJİ VE GENETİK biliminin araştırma yapması gereken daha çok önemli konular var .
.
Anadoludaki eski buğday tohumlarını savunmak ile dünyadaki bütün tartışmalı buğday tohumlarını savunmak ve bunları aynı kefeye koymak sanırım akıl karıştırıcı ve arka planda Rockfeller vakfını ve yaptıklarını aklamaktır.
Biz Prof.Normanı eleştirirken cevap olarak dünyadaki tüm buğdayları aynı kefeye koyarak savunmak, hele kepeği,ruşeymi yok olmuş , katkı ve koruyucu içeren bembeyaz unlardan yapılmış,fırıncı mayaları ile kabartılmış ekmekleri savunmak kadar yanlış bir şey olamaz.
.
Hemen taraflar oluşmuş ve ringte yerini almışlar
Bizede tribünden buyrun seyredin deniliyor.

Asıl sorun C.Karatay'a ve Ü.Aktaş' a meydan okumanın çok ötesinde ve çok uzağında derin konulardır.
C. Karatay ve Ü.Aktaş ekmek yemeyin diyerek yaptıkları söylemler ile zaten medyatik fırsatlarını değerlendirenlerdir, o kadar.
Tartışmalarda değer verilecek ve karşı görüş kabul edilebilecek kriterleri yoktur .
.
Hele hiç konu edilmeyen sağlıklı ekmek yapımı için fermentasyon ve ekşi maya konuları bizim için en önemli konulardır .
Bu konuların yok sayılması ile sağlıklı ekmek tartışmasınında , tohum ve un tartışmalarının da yapılamayacağını düşünüyoruz.
.
Buğday GDO lu değildir denilince sorunlar bitiyor mu , bitecek mi ?
Kromozon sayısı azdır , çoktur tartışması asıl konulardan uzaklaşmadır
Konunun uzmanları çok iyi bilir ki bazı eski buğday tohumlarında da çok kromozonlu olanlar vardır .
Gluten oranları ise çok iyi biliniyor ki eski buğdaylarda % 5-15 arasında iken cüce buğday gibi tohumlarda ise Gluten oranı % 35 leri aşmıştır.
Bir protein olan Glutenin molekül yapısı daha önce küçük iken , günümüzde büyük moleküllü glutenden dolayı sindirim sorunları yaşanmaktadır .Gluten duyarlılığı ve çölyak olguları bu cüce buğday ile ortaya çıkmıştır .
Bunu reddetmekle çözüm üretilemez.
Ekmek yemeyin diyerek çözüm üretilemediği gibi ..
Buğday tohumu üzerinde kamplaşma oluşturarak , ya beyaz ya siyah ikilemi ile bir tartışmaktan sonuç alınamaz .
Sadece polemikler derinleşir .

Buğday Tohumu üzerinde Rockfeller vakfının yaptıkları, Buğday ve diğer tahıl ürünleri üzerinde adına GDO çalışmaları denilmeyen ama yapılan laboratuar ortamında ileri derecede yapılan ıslah çalışmaları , tohum yapısı üzerinde oynanan mutasyonlar, deformasyonlar , kimyasal gübreler, pestisitler aklanmış mı olacak ?
İnsanlık tarihinin kapkara olan son 70 yılını aklamak değil, daha çok araştırmak gerekiyor ..

.
BİZ BÜYÜK RESME ,TÜM DETAYLARI İLE BAKMAK İSTİYORUZ.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme